Prof. Dr. Tuncay Dilci: Depremin ardından insanlar içine kapandı

SCÜ Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Programları ve Öğretim Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncay Dilci,

Depreme maruz kalan, en kazdan çıkmış ya da şiddetli sarsıntıya maruz kalmış depremzedelerde stres bozukluğunun ortaya çıktığını söyleyen Prof. Dr. Dilci, “Bu bozukluk özgüven eksikliğiyle beraber gelişiyor. Bunları takiben iradeli ve kararlı iş bitirme ve performans ortaya koyma noktasında yüzde 15’lik bir gerileme olduğunu görüyoruz. Geleceğe dair güven konusunda yüzde 8’lik bir azalmanın, düşüşün olduğunu görüyoruz. Bunun başlıca sebebi de yine deprem olsa gerek. Sorumluluk duygusunda artış var. Yani çevresinde ki insanlara ve nesnelere karşı sorumluluk anlamında yüzde 10 oranında bir artış olduğunu görüyoruz. Depremzedeler adalet duygusuyla beraber iletişim konusunda da nezih ve daha sakin bir yaşamı tercih ediyorlar. Yani başkalarının hayatına, durumuna müdahale etmek, yorum yapmaktan kaçınıyorlar. Hatta bu oranın yüzde 15 oranında değişiklik gösterdiği belirlenmiştir. Bu kişiler konuşmayı sevmiyor” dedi.

“DEPREMZEDELERİN YÜZDE 15’İ İÇİNE KAPANDI”

Deprem bölgesinde ki insanlarımızın yüzde 15’i içine kapandığını belirten Prof. Dr. Dilci, “Sessizliği, sakinliği ve nezih ortamları tercih ediyorlar. İletişim konusunda konuşmadıkları için bu durum ahlaki anlayış ve algılarına da yansımış durumda. Daha ahlaklı ve erdemli davranışların geliştiğini görüyoruz. Nörolojik anlamda sinirsel, öfke, depresif tutum bağlamında da bu kişilerin kendi içerisinde sessiz sakin bir yaşantıyı tercih ettikleri, sessizliği bir yaşam biçimi haline getirdikleri, dış dünyaya karşı daha kapalı oldukları gözlemlenmiştir. Bu deprem sonrası elde edilebilecek travma sonrası sonuçlardan bir tanesidir” diye konuştu.

“PSİKOLOJİK BİR ENKAZDAN BAHSEDEBİLİRİZ”

Devletin ve bazı sivil toplum kuruluşlarının afetin hemen ardından düzenlediği terapi niteliğindeki sosyal faaliyetlerin devam etmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Dilci, “Depremin ardından geriye ciddi bir enkaz kaldı. Bu enkaz için hem ekonomik hem binaların enkazı hem de insanların ölümüne dair yaşanan yıkımlardır. Sosyolojik, psikolojik ve kültürel bir enkazdan da bahsedebiliriz. Tabi ki bu enkazın telafisi önemli. Davranışların telafi edilebilmesi için bilimsel bir yaklaşım olarak bazı bulgulara ihtiyacımız vardı. Elbette ki ülkemiz, milletimiz birbirine kenetlendi. Söz konusu bu süreçte kişilerin, çocukların davranışsal uyumuna dönük bir takım telepatik iletişim kanaları ve terapi modelleri kullanılarak moral ve motivasyonlarına faaliyetler yapıldı ve yapılmaya da devam etmelidir. Gerek sivil toplum örgütlerimiz gerek Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve diğer kuruluşlarımız halkımızın yanında yer almaya çalıştı” diye konuştu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir