Sovyet Komutan Vasili Arkhipov Kimdir?

İkinci Dünya Savaşı’nın kanlı yıllarından sonra bir barış dönemi başladı. Fakat bu barış dönemi pek de huzurlu değildi çünkü bugün o dönemi fıldır fıldır ajanların gezdiği ve nükleer savaş tehlikesinin kapıda olduğu yıllar olarak hatırlıyoruz. Öyle bir zamandı ki Sovyetler ve Amerika dünyanın her noktasına nükleer bomba yerleştirmişti. Bunlardan birkaç tanesi de Vasili Arkhipov komutasındaki denizaltı filosundaydı. 

Eminiz pek çok kişi Vasili Arkhipov adını duymamıştır. Kendisi, insanlığı üçüncü bir dünya savaşından ve dahası bugün bildiğimiz dünyanın artık var olmayacağı bir nükleer savaştan korumuştur. Aslında o an hem kendisi hem de mürettabatı zor durumdaydı ama o ne olursa olsun basit bir nedenden dolayı dünyanın nükleer savaşa girmesine müsaade etmedi ve Vasili Arkhipov adı tarihin en önemli kahramanlarının yanına yazıldı. Gelin şu hikayeye biraz yakından bakalım.

Önce hikayemizin geçtiği Soğuk Savaş dönemini hatırlayalım:

Milyonlarca kişinin hayatını kaybettiği insanlık tarihinin kara lekesi İkinci Dünya Savaşı 1945 yılında sona erdi. Ancak barış dönemi de güllük gülüstanlık olmadı çünkü dünya Amerika Birleşik Devletleri ve destekçileri ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve destekçileri arasında ikiye bölünmüş durumdaydı.

Daha da kötüsü bu iki süper gücün elinde sayısız nükleer silah vardı. Sovyetler, nükleer füzelerini Küba’ya; Amerika ise nükleer füzelerini Türkiye ve İtalya’ya yerleştirmişti. Soğuk Savaş döneminde yaşanan ve Küba Füze Krizi olarak adlandırılan bu olaylar sırasında her iki taraf da patlamaya hazır birer bomba gibiydi. Biri bir füze atsa diğeri de atacaktı ve o an dünyayı dümdüz edecek bir nükleer savaş başlayacaktı.

Hikayemizin kahramanı Vasili Arkhipov kimdir? Nükleer tehlikeyi yakından gören bir asker: 

Tam adıyla Vasili Aleksandroviç Arkhipov, 30 Ocak 1926 tarihinde Moskova yakınlarında bulunan küçük bir kasabada köylü bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Temel eğitimin ardından Pasifik Yüksek Deniz Okulu’nda askeri eğitim aldı. 1945 yılındaki Sovyetler – Japon savaşında mayın tarama gemisinde görev aldı. Daha sonra Hazar Yüksek Deniz Okulu’ndan bir subay olarak mezun oldu ve orduya katıldı.

Vasili Arkhipov’un ölümle ilk burun buruna gelişi ise 1961 yılında oldu. O dönemde K-19 isimli bir balistik füze denizaltısından komutan yardımcısı olarak görev alıyordu. Standart tatbikat sırasında reaktör soğutma sisteminde bir sızıntı olduğu ortaya çıktı. 

Denizaltının Moskova ile iletişimi kesilmişti ve yedekleme sistemi yoktu. Mühendis ekibi uzun uğraşlar sonucunda ikinci bir soğutma sistemi bularak patlamayı önledi. Fakat tüm mürettebat radyasyona maruz kalmıştı. En çok maruz kalan mühendis ekibinin tamamı bir ay içinde öldü. Vasili Arkhipov ve diğer tüm mürettebat ise kalıcı hasar gördüler.

Sovyet denizaltısı kapana kısılmıştı ve kaptanın ’Vur!’ emri vardı:

1962 yılının 27 Ekim günü Sovyetlere ait B-59 isimli nükleer denizaltı, Amerika Birleşik Devletleri donanmasının 11 destroyeri ve USS Randolph isimli uçak gemisi tarafından tarafından ablukaya alındı. B-59 denizaltısının kaptanı Valentin Grigorievitch Savitsky, siyasi görevlisi İvan Semonovich Maslennikov ve komodoru yani filo kaptanı Vasili Arkhipov’du. 

B-59 nükleer denizaltı Sovyetler için son derece önemliydi ve bu nedenle ABD tarafından bilinmesi istenmiyordu. Zaten tam olarak bu nedenle radyo sinyallerine takılmayacak kadar derindeydi. Fakat bir şekilde fark edilmiş ve yüzeye çıkması için taciz saldırıları başlamıştı. Derken kaptanın eli nükleer füze düğmesine uzandı. 

Vasili Arkhipov netti: ‘Benim onayım olmadan asla!’

Normal şartlar altında bir Sovyet denizaltısının nükleer füze fırlatması için kaptanın ve siyasi görevlinin onayı yeterdi. Fakat B-59 denizaltısının önemi gereği buradan fırlatılacak nükleer füzeler için en yetkili üç subayın yani kaptanın, siyasi görevlinin ve filo komutanın onayı gerekiyordu. 

Denizaltı B-59’da aslında Vasili Arkhipov ikinci sıradaydı çünkü her geminin kaptanı en yetkili kişidir. Fakat Vasili Arkhipov B-59, B-4, B-36 ve B-130 gibi pek çok denizaltıdan oluşan filonun komutanı olduğu olduğu için komodor yani filo komutanı rütbesi ile füze fırlatmaya müdahale edecek güce sahipti. 

Nükleerin ne demek olduğunu genç bir askerken deneyimlemiş olan Vasili Arkhipov ile hem kaptan hem de siyasi görevli arasında büyük bir tartışma başladı. Arkhipov bu saldırının yalnızca dikkat çekme amaçlı olduğu ve Moskova’dan emir beklemeleri yönünde subayları ikna etti. 

B-59’un yıllar gibi süren bekleyişi:

Vasili Arkhipov kaptanı ikna etmişti ve böylece nükleer füzeler yerinde kalmıştı. Fakat B-59 iyi durumda değildi. Denizaltının pilleri azaldığı için klima çalışmıyordu. Bir denizaltı için klima çalışmaması demek oksijenin olmaması ve karbondioksitin artması demektir. Bu sırada taciz ateşinin de devam ettiğini unutmamak gerekiyor. 

Birkaç saat süren ama mürettebata yıllar gibi gelen bir bekleyişin ardından B-59 en sonunda emri aldı ve derine dalarak evinin yolunu tuttu. Böylece dünyayı koca bir felakete sürükleyecek nükleer savaş başlamadan bitmiş oldu. 

Vasili Arkhipov maalesef yıllar önce maruz kaldığı radyasyon yüzünden hayatını kaybetti:

Vasili Arkhipov’un bir kahraman gibi karşılandığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz çünkü o dönem bunun gibi sayısız olay yaşandığı için sıradan kabul ediliyordu. Arkhipov başarılı bir asker olarak kariyerinde yükseldi. Kirov Deniz Akademisi başkanı ve koramiral oldu. 1980’li yıllarda da emekli olarak sakin bir hayata geçti.

Maalesef emeklilik hayatı pek huzurlu geçmedi çünkü yıllar önce genç bir askerken maruz kaldığı radyasyon nedeniyle, tıpkı onunla birlikte maruz kalmış tüm mürettebat gibi, böbreklerinde büyük hasar oluşmuştu ve kanserdi. Vasili Arkhipov 19 Ağustos 1998 günü hayatını kaybetti. İlginçtir, radyasyona maruz kaldığı denizaltının kaptanı da Arkhipov’dan 9 gün sonra aynı nedenle hayatını kaybetti. 

Dünyayı bir nükleer savaşın eşiğinden döndüren Soğuk Savaş döneminin gizli kahramanı Vasili Arkhipov kimdir sorusunu yanıtlayarak Sovyet komutanın hikayesinden bahsettik. Umuyoruz bir gün insanlar olarak silahların değil, bilimin ve sanatın en büyük güç olduğu bir dünyada yaşarız. 

Bu içeriklerimize de göz atmak isteyebilirsiniz: 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir